İlk Yayın:
13/Şubat/2001
Son Güncelleme:
2/2/2016 - 4:57:10 PM
Ana Sayfa
Anasayfa > Yazıtlar > Ölümsüz Ölüm



































Kel Misiniz?

Ölümsüz Ölüm
Yeniden başlayacağını nereden bilecektin ki? İçindeki o sonsuz devinimin seni şiddetiyle sarsıp içinde dev yarıklar açacağını, o yarıklardan magmanın sızacağını, sızıntıların altında bu ölümsüz aşkın sonsuza kadar yanıp katılaşacağını, tüm acımla, tüm terk edilişimle, tüm yangınla gözlerimden akan yaşları bende sonraki sevgili neslin, bir sonbahar burukluğuyla göreceğini… Bu yok oluşların sürekli bir başlangıçla tekerrür edeceğini nereden bilecektin?

Ölüm reklâm almaz.

Ölüm kişiseldir. Paylaşılmaz.

Ölümün acı kısmını sadece geride kalanlar yaşar.

İşte ölümün en acısız kısmı da budur zaten.

Sınır tanımaz, bilinmez, ulaşılamaz bir güzelliği vardır ölümün.

Kimileri ölümden ölecek kadar korkar... Bu yüzden ölümsüzlüğün peşinde koşar ölene kadar. Ama ölüm sadece güler buna... Hiç kimse sonsuza kadar yaşayamaz gerçeğini eninde sonunda vurur bir Osmanlı tokadı gibi yüzlerimize.

Ölümün ölüşünü bu kadar çok istediğimizi haykırırcasına her saat yeni biri daha doğar dünyada. Ama bu kaçınılmaz gerçeği asla değiştirmez.

Doğumlar ölüm karşısında etkisiz pasif birer sivil eylemdir.

Ölüm kötü değildir. Olması gerekendir. Olması gereken bir şeyleri değiştirmeye çalışan her şey yok olmaya mahkûmdur. Değiştirmeye çalıştığı şeyle birlikte. Sen ölürsün. Ölümle birlikte. Ama ölüm yaşamaya devam eder senden sonra.

Ölümün sağ kolları vardır. Sigara-alkol-uyuşturucu-hastalıklar-kazalar-cinayetler vs. sol kolları da vardır ama... Sağlıklı beslenme-portakal suyu- spor- mutlu bir hayat. Ama ikisi de ölümün kollarıdır. Baktığında görürsün ki, ölüm ölüme hizmet edenler dışında hiçbir şeyi kucaklamaz. Sağ ya da sol kolun tercihleri asla değişmeyen tek gerçeğe aittir ve bizler onun kollarında sallana sallana büyürüz.

Yaşarken ölmeyi becerebilenler, görürler ki ölüm denen şey gerçek yaşamın ta kendisidir. Yaşamı yaşarken ölüme çevirebilenler, ondan korkmak gerekmediğini anlarlar.

Ölümü kendi emellerine alet edenler, bir gün onun en acımasız yüzüyle ödüllendirilir ölüm tarafından... Ölmez ama sürünürler. Her gün ölmeyi diler ama o acılarını dindirene kadar sadece acı çekerler.

En büyük acılara tek ilaç da ölümdür. En mutlu anları ölümsüzleştirende...

Bir bedende bunca anlam taşıyan (ölümün en büyük ve tek aşkı ölümsüzlükle) kavrama yapılan ayrımcılık sadece ölüme değil sonsuza kadar yaşama da ihanettir.

Ölüm size ayrılan zamanın sonunda kilitlenmiş bir günlüktür. Tüm yaşantınız, tüm duygularınız, tüm bildikleriniz, sizinle birlikte sonsuz bir sırra kadem basacaktır. Sonsuzluk size yanınızda size ait bir şey getirmeniz için lütufta bulunur...

Ölüm kurtuluş mudur? Yoksa kurtuluşa giden yolda bir yok oluş mudur? Kimileri onun zamanlamasına riayet etmeksizin ölmeyi dener.
Kimileri aklından geçirir korkar ama hep arzular.
Kimileri dener ve trajikomik bir şekilde başarısız olur.
Ölüm tüm bunların utancını yazar insanların ruhuna. O utançla daha fazla yaşayamaz... ölürsünüz.

Ölüm kapınızı çalacağı anı kendi belirler... Size uymaz. O geldiğinde evde yoksanız eninde sonunda sizi bulur.
Nereye gittiğinizin, yüzünüze yaptırdığınız estetiğin onu asla yanıltmayacağını bilir ve gülümser.
Şöyle seslenir:
-Kaçabilirsin. Ama asla saklanamazsın!

Birileri ölür. Daima...
Bu kampa giden 5 genç içinde gözlüklü ve göbekli olanda olabilir... 85 yaşında ki kocanın eşi 24 yaşındaki bir genç kadında... Hayatı yeni başlamış 45 yaşında biride... Yeni doğmuş hatta doğmamış bir bebekte...

Yüzyıllardır ölümden sonra onun aşkı ölümsüzlüğün olduğunu kanıtlamak istercesine, ölümü tadamayanlar tarafından mumyalar yapılmıştır... Küller saklanmıştır... Ölen kişinin öldükten sonraki hayatında onunla olması için binlerce taş asker oyulmuş mezarına 1000 kişilik bir taş orduyla gömülmüştür... Ama bu asla o mezarın, kavanozun, mumyanın içindeki gerçeği değiştirmez!

—Sadece görünen kadarsın artık! Ardını senden başka kimse bilemez. Öldün!

Ölüm basite indirgenmemeli ama asla da yüceltilmemelidir... O kendi anlamının farkında olmasına rağmen, biz ölümlü ve yaşayanlar asla anlamak istemez, sürekli olduğunun fazlası anlamlar yükleriz omzuna. Tıpkı yaşama olduğu gibi...

Nefes alan her canlı organizmanın – doğanın – denizlerin – ağaçların – insanların – böceklerin - hatta bir bilgisayarın bile... Bir sonu vardır.

Ölüm sessizliği derler ya... Ben işte hep o sessizliği aradım durdum.

Onun için yazılar yazdırır size ölümün o bilinmez korkutucu olduğu kadar yakıcı çekiciliği... Resimler çizdirir... Aşık eder ve terk eder sonra... Sonsuz acıların içinde sonsuz hazlar yaşatır size... Hayatın nedenini nereden gelip nereye gittiğini fısıldar kulaklarınıza... Ve sonrasında hiçbir şey duyamazsınız...

Daha önce kaç kez öldün derler ona, o da cevap verir:

-Pembe ciğerlerime çektiğim her nefeste yeniden ölüyorsam... Ve her gece yastığa başımı koyduğumda tüm yaşamımı düşünüyorsam. Yarın olmayacakmış gibi gözlerimi kapıyor ama ertesi sabah güneşin o kör eden aydınlığıyla tüm derim ısınarak, sabah! diyerek uyanıyorsam yine ve hala...her sabah yeniden doğuyorsam bir gün öncesi olmamışçasına ....9460 kez.

Yazan:  LeydiTatlısuKelebeği


Yazıt göndermek için tıklayın.