İlk Yayın:
13/Şubat/2001
Son Güncelleme:
2/2/2016 - 4:57:10 PM
Ana Sayfa
Anasayfa > Yazıtlar > Uzaydan Geldi



































Kel Misiniz?

Uzaydan Geldi
        Son kez aynaya baktı. Herşey tamamdı. Birkaç kat çorap giymişti ayaklarına, yünlü kazağı ve dev paltosu ise onu en az dört kilo fazla gösteriyordu. Bulabildiği en kalın eldivenleri üst üste geçirmişti ellerine. Annesi tüm bunları abartılı bulacaktı belki, belki de tam tersine sevinecekti bu duruma. Öyle ya da böyle, gerektiği kadar kalın giyinmeliydi çünkü kartopu savaşı ciddi bir durumdu, insan dışarı hazırlıksız çıkamazdı. Bundan önceki yıllarda hep pencereden izlemişti olanları. Savaş çığlıkları atan çocuklar, buzdan silahları ile birbirlerine saldırırken, o biraz da kıskanarak izlemişti sadece. Küçük olduğu için dışarı çıkmasına izin vermeyen annesi, bezen merhamet göstererek büyüklere ait bir içecek; kahve yapardı ona. Ama dışarıdaki kalabalığın gürültüsü, beyazlığın içindeki heyecanlı koşuşturmacalar aklını başından alır, kahvesine dokunamazdı bile. Sonunda savaş biter, çocuklar yorgun ama mutlu ayrılırlardı meydandan. Evlerine dönerken her biri de gerçek savaş kahramanları gibi mağrur, dimdik ve ıslak olurlardı. Son savaşçı da evine girdiğinde, pencerenin kenarına koyduğu kahveden bir yudum alır, sonra, donmuş, acı kahvenin tadıyla yüzünü buruşturarak; doğduğu andan bu yana yanında olan hayali arkadaşına dönerdi;
        "Meksika sütü gibi bunun tadı!"
        Arkadaşının verdiği karşılık üzerine de kahkahalarla gülerdi. Ne var ki bu kahkahaların arasında özlem ve yalnızlık gizlenirdi her zaman.
        İşte bugün bitiyordu hasreti. Sonunda meydana o da inecekti, sonunda beyazlığın içinde bağıran diğerlerinden biri olacaktı o da. Kalbi deli gibi göğsünde çırpınırken kapıdan çıktı. Annesi son kez ona baktı. Şapkasını kulaklarına kadar çekti, arkasından da yanaklarına sulu birer öpücük kondurdu.
        O ve arkadaşı yan yana çıktılar savaş meydanına. Cesur adımlarla, defalarca hayalini kurduğu o ana doğru ilerledi. Savaşın başladığı, takımların belirlendiği noktaya vardığında meydandaki tek çocuk olduğunu farketti; en azından görünen tek çocuktu. İşte bu, kartopu oynayacak olmasından bile daha iyiydi. Diğerlerinden önce varmıştı buraya, o halde gerçekleştirmek istediği o şeyi yapabilirdi. Heyecanla yere oturdu. Etrafta hala kimse olmadığından emin olunca sırt üstü yere uzandı. Önce hareket etmedi. Bu anın sihrini bozmak istemiyordu. Yılın en soğuk gününde gökyüzü parlak ve bulutsuzdu. Neşeyle sırıttı. Artık eğlence zamanı gelmişti; karların üzerinde yuvarlanmaya başladı. Deliler gibi çırpınıyor, yuvarlanıyor, takla atıyor, atmaya çalışıyordu. Merakla onu izleyen arkadaşı ciddi bir ses tonuyla mırıldandı;
        "Çamur banyosu yapan su aygırlarına benziyorsun."
        Bu sözler onu daha da eğlendirdi. Kıkırdayarak karlar üzerinde doğruldu;
        "Ahh burada olmak harika ve üstelik gün daha yeni başladı."
        Tam o anda kafalarının üzerinden geçen bir serçe hızla göğe doğru yükseldi. İkisi de başlarını kaldırıp onu izlediler. Başta solo uçuşlar yapan bir gösteri uçağına benzeyen kuş, yükselebildiği kadar yükseldikten sonra, yakıtı biten bir jet gibi yere yöneldi ve kafası üstü yere çakıldı. Birkaç metre ötesine düşen kuşa bakakalmıştı.
        Herşeyi bilen hayali arkadaşı, her zamanki ciddi ses tonuyla;
        "İntihar etti." dedi.
        "İyi ama neden?"
        "Müziği duyuyor musun?"
        Dikkatle başını eğip dinledi. Ama hiçbir şey duyamadı. Bu garipti. Müziği duymayı beklememişti zaten ama güle oynaya dışarı çıkan neşeli çocukları da duyamıyordu. Biraz da hayal kırıklığına uğramış olarak cevap verdi;
        "Hayır,hiçbir şey duymuyorum."
        "İyi. Eğer duyuyor olsaydın sende yere çakılmak zorunda kalacaktın çünkü." dedi arkadaşı ve devam etti; "Ben uzun zamandır bekliyorum duymayı. En çok duymak istediğim, evimden yükselecek o muhteşem konserin sağır edici sesi, o ses beni geri çağıracak."
Bu çok uzun ve anlayamayacağı kadar karışık bir cümleydi. Hem diğer çocuklar neredeydi? Çoktan gelmiş olmaları gerekmez miydi? Kuşun intiharı garipti, arkadaşının bahsettiği ve kendisinin duyamadığı müzik de öyle yine de çocukların ortada görünmemesi daha garipti. Öyle çok soru geldi ki aklına başı ağrımaya başladı. Günün ilk karı üzerine doğru inerken, baş ağrısı, hayal kırıklığı ve şaşkınlık yüzünden tüm neşesi de ondan uzaklaşarak yükseldi. Somurtarak yere oturdu. Haksızlıktı bu olanlar. Bugün herşey harika olmalıydı onun için. Alt dudağını sarkıtarak göğe baktı. Arkadaşı da yanına oturdu ve kolunu omzuna doladı.
        "Merak etme hepsi de gelecek."
        "Öyle mi dersin?" diye döndü ona umutla.
        "Evet. Geleceklerinden eminim."
        "Gelseler iyi olur." derken bu kez biraz öfkeli çıkmıştı sesi.
        Avcunu sertçe yere vurdu, ardından elini havaya kaldırarak avcunu açtı ve kar tanelerinden birini yakaladı. Dikkatle baktı ona, çünkü ilk kez eline alıyordu karı. Nasıl da kusursuzdu. Buzdan küçük küçücük bir kristal. En yetenekli sanatçının bile yapabilmeyi sadece hayal edebileceği kadar kusursuz. Arkadaşı omzunun üzerinden eğilerek erimekte olan kar tanesine baktı. Başta bir şey söylemedi ama daha sonra dayanamayarak bilmiş tavrıyla mırıldandı yine;
        "Biliyor musun, o uzaydan geldi."

Yazan:  maxine


Yazıt göndermek için tıklayın.