İlk Yayın:
13/Şubat/2001
Son Güncelleme:
2/2/2016 - 4:57:10 PM
Ana Sayfa
Anasayfa > Yazıtlar > Al Aaraaf



































Kel Misiniz?

Al Aaraaf
Güneş ışınlarına bulanmıştı saçları, ışıldıyorlardı alçakgönüllü bir edayla. Tepemdeki korkunç fırtınayı unutturuyordu saçları bana. Ama ne yazık ki ayrılmalıydım onlardan. Vaat ettikleri güvenilirliğe rağmen arkamı dönüp gitmeliydim. Geride bırakmalıydım korunağımı ve cesur olmalıydım hayata karşı. Korkunun kokusunu alırdı o, bu yüzden belli etmemeliydim korktuğumu. Son kez pürüzsüz tenine dokunup denizden çaldığı serin nefesini çektim içime. Sanırım şehrin en yüksek binasıydı çatısında dikilmekte olduğumuz. Beni, yükseklikten korkmadığımı bildiğinden getirmişti buraya. Aşağı baktım. Gümüş renkli arabamı bir böceğe benzettim nedense. Kanatlarını açıp uçacak ve bir kelebek yakalayacaktı sanki. "Canavar Böcek" diye gülümsedim. Keşke adını böyle koymuş olsaydım.

"Artık git."

Evet gitmeliydim artık. İki sıra halinde dizilmiş tuğlaların üzerinden yürümeye başladım, karşıya doğru. Aşağı bakma dedim kendi kendime. Düşmek istemem bu yükseklikten. Karşıya bakmak için zorladım kendimi. Hep karşıya baktım. Gri duvarlarına baktım binaların. Ölü gözlere benzeyen camlara baktım, artlarında yaşananları görmek için. Sonra dayanamadım üzerinde yürüdüğüm dar yola baktım. Şimdi sallanan bir kalasa basmaktaydım. Hayat beni köşeye sıkıştırmak için hilelerine başlamıştı bile. Biraz daha dikkatli olmaya gayret ederek sürdürdüm yürümeyi. Attığım adımlardan biri havada asılı kaldı. Gözlerim beni yanıltmıyorsa artık kalas yoktu. İndirip ayağımı önümde uzanan ipe bastım. Kollarımı iki yana açmıştım, olması gerektiği gibi; bir ip cambazı gibi. Bir süre daha yürüdüm. Az kalmıştı diğer binanın çatısına ulaşmama. Yine de biliyordum olacakları. Düşmeye başladığımda şaşırmadım. Korktum biraz, bu doğru ama şaşırmadım. Hızla dibe doğru batarken, yüzüm göğe doğruydu. Akbabalar gibi leşimin üzerine üşüşmekte olan fırsatçı bulutları seçebiliyordum. Küçük çocukların oynadığına benzer bir oyundaydılar sanki. Birbirlerinin koluna girmiş dönüyor, dönüyor ve bana ilk okul günlerimi hatırlatan şarkıyı söylüyorlardı. Betonun sert kokusunu duydum. Yere çakılmak üzereyken ben, yarasa kanatlarım açıldı. Bir tesadüftü bu herhalde çünkü o gün kötü niyetli bakışlardan gizlemek için bedenimi, kara gölgeleri giymiştim üzerime. Ve şimdi kanatlarım da gölgeler kadar karaydı. Bir an olduğum yerde kaldım, sonra ağır ağır çırptım kanatlarımı ve yükseldim göğe, hayal kırıklığına uğramış bulutlara doğru. Sıcak odasında oturmuş, eski daktilosunda bir şeyler yazmaya çabalayan genç yazar gördü beni. Penceresinin önünden yükselerek geçerken ben, fırladı cama doğru. Ardımdan baktı uzun süre. Ben binanın çatısına çıkıp oraya tüneyinceye kadar da baktı hayretle.

Burada küçük deniz kızıyla karşılaştım. Havuzunun kenarına oturmuş özlemle evinin hayalini kuruyordu. Suyun içine baktığımda deniz örümceklerini gördüm. Birkaçı bileklerine dolamışlardı tiksinç bacaklarını. Yanına yaklaşıp benimle gelmesini söylemeliydim ona. Korunağını bırakmalıydı o da. Yürüdüm ona doğru ve gövdesindeki pullarda yansımamı gördüm. Binlerce küçük ben! Her biri mavi ve yeşilin tonlarıyla boyanmış. Oysa karaydım. Yanına oturdum. Tabii ki ayaklarımı suya sokmadım onun gibi. "Gidelim" dedim. "Uzaklaşalım". "Gel" dedim. "Kaçalım." Cevap vermedi. Bekledim. Sonunda yalnızlığını bozduğum için benden sıkılmış olacak havuzun içine attı kendini. Örümceklerin yapışkan bedenleri sarıverdi etrafını. İzlemek istemedim bunu. Doğrulup devam ettim yoluma. Çatının kenarında yürüyordum. Dar bir tuğla yolda, ince bir kalas üzerinde ve bir cambaz gibi ipte yürümüş olduğumdan daha önce, şimdiki yolum çok güvenli görünüyordu. Ama bilemezdim ki gizlenmiş beni beklemekte olduğunu avcının. Tüfeğinin namlusunu sol bileğime çevirmişti. Üstelik solak da değildim ben. Sonra fısıldadı. Rüzgar sesini taşıdı, itaatkar bir haber güvercini gibi kulağıma.

"Bırak seveyim seni."

Sonra ateş etti. Mermiyi gördüm. Gümüş renkli arabama benzettim onu nedense. Kanatlarını açıp uçan bir böcek de olabilirdi, ama yakalamak için seçtiği bir kelebek değil; gölgeler arasında saklanan utangaç bir kediydi.

Yazan:  maxine

Ek Bilgi: Yazarın Notu:
Al Aaraaf: Tycho Brahe tarafından keşfedilmiş bir yıldızdır. Aniden gökyüzünde belirmiş ve birkaç gün içinde Jüpiter'den daha parlak hale gelmiştir. Yine aniden yok olup, bir daha hiç görülmemiştir.


Yazıt göndermek için tıklayın.