İlk Yayın:
13/Şubat/2001
Son Güncelleme:
2/2/2016 - 4:57:10 PM
Ana Sayfa
Anasayfa > Yazıtlar > Şizofreni



































Kel Misiniz?

Şizofreni
Adam, kaldırıma oturmuş ağlayan kadına yaklaştı. Gözleri ağlamaktan şişmiş ve kızarmış olan kadın onu fark etmemişti, ya da umursamadı belki. Uzun yıllardır komşuydular. Adam yardım etmek istedi. Kaldırıma, harap haldeki kadının yanına oturdu.
“Ne oldu?” diye sordu en yumuşak sesiyle. Kadın hala ağlıyor, öne arkaya sallanıyordu. Buz kesilmiş, küçük, beyaz ellerini yüzüne bastırmıştı. Adam kolunu kadının beline doladı. Daha da kısık bir sesle yineledi:
“Ne oldu?”
Acı dolu hıçkırıklarıyla cevap verdi kadın. Omuzları her hıçkırdığında şiddetle sarsılıyordu. Şefkatle kucakladı kadını, sıkıca sarıldı ona. Bekledi. Nefesi düzelene ve hıçkırıkları dinene kadar bekledi. Sonra tekrar sordu:
“Ne oldu? Anlat.”
Kadın anlaşılmaz bir şeyler mırıldandı. Kederli bir şarkı söyler gibi. Yüzünden ellerini çekti. İnce, uzun suratı elleri kadar beyazdı. Adam dikkatle baktı bu yüze. Kadın konuşmadan önce, gözlerinde garip bir pırıltı belirip kayboldu. Üzerinde durmadı bunun. Duramazdı ki, hele kadının anlattıklarını duyunca!
“Kaçırdılar onu.” diyordu. “Kızımı kaçırdılar.”
Limon yemiş gibi suratını ekşitti kadın. Pek komik geldi bu adama. Elinde olmadan gülümsedi. Ama hemen toparladı kendini.
“Kim? Nasıl?”
“Oynuyordu. Sadece bir dakika ayırdım ondan gözlerimi. Oynuyordu. Yoldan uzaktaydı. Kırmızı, mantarlı elbisesi vardı üzerinde. Bir dakika, sadece bir dakika ayırdım gözlerimi.”
Kadın yine ağlamaya başladı. Adam meraklanmıştı. Ama acele etmedi. İyi değildi kadının durumu. Onu zorlayamazdı. Gerek de kalmadı buna. Kısa sürede tekrar konuşmaya başladı kadın.
“Siyah, uzun bir araba gördüm. Plakasını çıkarmışlar. Kızım oynuyordu. Araba sokağın başında durdu. Gördüm onu ama umursamadım. Bilemezdim ki böyle olacağını. Sonra... Araba siyahtı. Kocamandı. İçinde iri biri oturuyordu. Güneş gözlüklü. Bıyıklı. Ve sonra... oynuyordu kızım. Ama yoldan uzakta. Çok uzakta. Küçük kızım güvendeydi o an. Arkamı döndüm. Neden bilmiyorum. Eve doğru baktım. Sonra... siyah araba! Kocaman, uzun, siyah araba! Hızla uzaklaştı. Ve gürültüyle. Kızım yoktu... Kızımı kaçırdılar.”
Kadının gözleri büyüdü, büyüdü... bu adama gene komik geldi, sırıttı hafifçe. Neyse, kadın fark etmedi bunu. Şok geçiriyordu o. Artık ağlamıyor, sızlanmıyor hatta sallanmıyordu – öne arkaya -. Sadece yineliyordu aynı ses tonuyla:
“Kızımı kaçırdılar, kızımı kaçırdılar...”
“Merak etme.” dedi adam. “Bulacaklar onu.”
Sonra aklına polis geldi ve kadının kocası. Bir sürü kişi vardı ve az zaman. Hepsine haber vermeliydi hem de hemen. Kadına baktı, kocaman açtığı gözlerini asfalt yola dikmiş yineliyordu kayıtsızca:
“Kızımı kaçırdılar.”
Koluna girip kadının, onu ayağa kaldırdı. Evinin kapısına kadar götürdü.
“İçeri gidip uzan biraz. Bulacaklar kızını merak etme. Sadece biraz dinlen. Ben her şeyi hallederim.”
Kadın adamın yüzüne baktı. Gözlerinde yine o anlaşılmaz ışıltı vardı. Adam önemli bir şey hatırladığını sandı kadının. Koluna yapışmıştı ince, beyaz eller, bir kedinin pençeleri gibi. Tıslar gibi yüzüne fısıldadı kadın:
“Kızımı kaçırdılar.”
“Biliyorum. Ama bulacaklar. İyi olacak. Dinlen hadi.” diyebildi adam. Sonra hızla ayrıldı kadından. Şok geçiriyordu. Dahası yarı çıldırmıştı sanki. Gözlerinde garip pırıltılarla bakıyordu etrafa. Tabi doğaldı bu. Kızı kaçırılmıştı. Siyah, uzun bir araba geçmişti sokaktan; plakası çıkarılmış. Hepsini aklında tutmalıydı. Güneş gözlüklü iri yarı bir adam vardı arabada. Bıyıklı. Kız oynuyordu. Yoldan uzaktaydı. Hepsini anlatmalıydı polise, hiçbir şeyi atlamadan. Kızı bulacaklardı.
Adam uzaklaşırken kadın ardından baktı. Gözleri ışıl ışıldı. Evine girdi. Dinlenmeliydi. Ama önce yatıştırıcı bir ilaç içecekti. Belki uzanmadan önce bir iki şey daha yapardı. Polis gelecekti. Sonra bir sürü soru. Dinlenmeliydi. Kendini hazırlamalıydı olacaklara. Evin dar, karanlık koridorunda yürüdü. En sondaydı odası. İlaçlarını buraya koyardı. Odanın kapısı kilitliydi. Kızı içeri girmesin diye kilitlerdi kapıyı. Kızı 7 yaşındaydı. Kaçırılmıştı o. Herkes böyle bilmeliydi. Şimdilik. Odaya girip kapıyı ardından kilitledi gene. Koca bir duvarı sadece raflarla donatmıştı kocası. İlaçlarını koyardı buraya. Doktoru hep ilaç verirdi. Bir sürü ilaç. İçlerinden bazılarını içerdi. Canı çekerse. Bir masa vardı pencerenin önünde. Tahta bir masaydı. Oda karanlıktı. Kalın, kadife perdeleri hiç açılmazdı bu odanın. Kanepesi vardı kadının. İlacını içtikten sonra uzanıp dinlenirdi bu yeşil kanepede. Rengi yeşildi, evet. Çimenler gibi. Soldaydı kanepe, masanın biraz ilerisinde. Masada ise reçeteler duruyordu. Anlamsız kağıtlar. Bir sürü. Kadın ilaçlara baktı. Bir yandan da seviniyordu yaptıklarına. Haklıydı, hiç kimseye güvenilmiyordu bu dünyada. Komşusu olan o adam kanıtlamıştı bunu. Yardım etmek ister gibi konuşmuştu. Ama alay vardı sözlerinde. Gözlerinde ise garip ışıltılar vardı. Hem sonra gülmemiş miydi, kızının kaçırıldığını söylerken? Haklıydı işte. Herkes kötüydü, herkes sinsice planlar yapıyordu ardından. Ve o kurtarmıştı kızını. Korkmasına gerek yoktu artık. Hiç kimse zarar veremezdi kızına. Çünkü artık uzaklardaydı.
“Şşş” diye susturdu düşüncelerini. Sırrını kimse bilmemeliydi. Yoksa bulurlardı kızını. 7 yaşındaydı küçük kızı. Uzaktaydı, güvendeydi. Bulunmamalıydı. Bu yüzden dikkatli davranmalıydı.
“Kızımı kaçırdılar.” diye yineledi kararlı bir sesle. Diğerlerinin bilmesi gereken buydu. Sadece bu. Seçtiği pembe hapları susuz yuttu. Sonra raftaki bütün kutuları teker teker açmaya başladı. Bunu yaparken nedenini düşünmüyordu. Kızı güvendeydi. Ama yalnızdı. Ya bulurlarsa onu? Yalnızdı kızı. Uzaktaydı. Her kutudan bir hap alıp masa üzerine koyuyor ve düşünüyordu. Adam yaptığını anlamış olabilir miydi? Belki bu yüzden sırıtmıştı. Belki bu yüzden evine göndermişti onu; dinlenmesi için ve ayak altında dolaşmaması için. Oysa her şeyi düşünmüştü. Ama kötüler hep daha fazlasını düşünürdü değil mi? Telaşla hapları çıkarıp dizmeye devam etti. Elleri titriyordu. Soğuk, beyaz birer yapraktılar sanki, kasımın acımasız rüzgarlarında savrulan. Kızı güvendeydi, biliyordu bunu. Şimdilik. Oysa hep yanında olacağını söylemişti. Sonunda haplarla işi bitti. Masanın üzeri büyük-küçük, beyaz-pembe, mavi... bir sürü hapla kaplanmıştı. Geometrik desenli el işi bir halı gibi görünüyordu yukarıdan bakılınca.
“Kızım uzakta. Yalnız.” diye mırıldandı. Kurtarmıştı onu. Ama korumalıydı da. Hep yanında olmalıydı. Hapları sırayla yutmaya başladı. Susuz. Hepsini düşünmeden attı ağzına. Korumalıydı küçük kızını. Başı dönüyordu. Usulca ilerledi kanepesine. Hafifçe yalpalıyordu yürürken.
“Az kaldı”diye düşündü. Dudakları mosmor oluverdi birden. “Az kaldı” diye mırıldandı.
Kırmızılı bir elbise giymiş küçük bedenin yanına kıvrıldı. Kanepe ikisini de alacak kadar büyüktü. Sokuldu bu bedene. O da, kendi elleri kadar soğuktu. Boğazına kırmızı bir atkı sarmışlardı nedense. Kucakladı kızını kadın. Kurtarmıştı onu. Ve şimdi korumak için yanına gidiyordu. İkisi de mutluydular. Gece kadar karanlık odada uykuya dalmışlardı. Uzun ve güvenli bir uykuydu onlarınki. Kırmızı gelincikler süslüyordu üzerinde uyudukları çimenleri. Güzel rüyalar gördüler ikisi de. Kadın yaptıklarında haklıydı. Kurtarmıştı kızını. Artık beraber olacaklardı, güvende olacaklardı, sonsuza kadar!

Yazan:  maxine


Yazıt göndermek için tıklayın.