İlk Yayın:
13/Şubat/2001
Son Güncelleme:
2/2/2016 - 4:57:10 PM
Ana Sayfa
Anasayfa > Yazıtlar > Ä°ksir



































Kel Misiniz?

Ä°ksir
              Uyandı. Doğrulup oturdu. Güneşin ilk ışınları, aralık perdeden cesaret alıp başlarını içeri uzatıyorlardı. Loş odada bir önceki gecenin kokuları hala hissediliyordu. İç içe geçmiş çiçek, baharat ve meyve kokuları başını döndürüyordu. Bu yüzden vazgeçti ayağa kalkmaktan.Yatağının üzerinde biraz daha oturdu. Odanın diğer tarafı karanlıktı, demek hala güneş ışınlarının ulaşamadığı yerler vardı odada. Ellerini dizlerine dayayıp içinden 11’e kadar saydı. Sonra doğruldu. Ayaklarının üzerine ilk bastığı an, yere yıkılmak üzere olan yaralı bir köprü gibi sallandı. Kısa sürdü bu. Toparlandığında cama yürüyüp perdeyi tamamen açtı. Aydınlık aniden dikiliverince karşısına gözleri kamaştı.Yine de hemen kaçmadı, ağır ağır döndü yatağına. Tekrar oturdu. Az önce karanlıkta kalan odanın köşesi şimdi tüm çıplaklığıyla gözleri önündeydi. Ve tabii boş şişeler de. Şişeleri gören midesi gece yaşanan çılgınlığı hatırladı, içine zorla saklanan sırları sahiplerine geri vermek istiyormuş gibi kasılmaya başlamıştı. Derin bir nefes alıp sırt üstü yatağa uzandı. Sonucu görmek için daha erkendi ama en azından ilk belirtiler kendini göstermiş olabilirdi. Gözlerini kapayıp bir süre öylece yattı.
              İkinci kez doğrulup oturduğunda kendini daha iyi hissediyordu. Bu kez zorlanmadan ayağa kalktı. Yerde duran pantolonunu giydi. Sandalyenin kenarına ilişmiş kazağını sırtına geçirdi. Köşede duran şişeleri yan yana düzgün bir sıra halinde dizdi, devrilmiş olanları düzeltti. Çiçek özleri ile lekelenmiş çarşafı çıkarıp yatağa temiz, beyaz çarşaf geçirdi. Bunları yaparken oyalanmaya çalışıyordu. Mümkün olduğunca çok zaman harcıyordu. Son olarak masasının üzerini toparladı. Saatine baktı. Hala çok erkendi. Sıkıntıyla odada gezindi. Yine yatağının üzerine oturdu. Uzun parmaklarını saçları arasına sokup şöyle bir dolanmalarına izin verdi.
              O yatakta oturmuş zamanın geçmesini beklerken kedisi girdi odaya. Mırıldanarak yanına geldi. Yürüyüşü her zamanki kadar çevik değildi; yalpalıyordu. Anlaşılan gece payına düşeni almayı becerebilmişti. Tombul kediyi kucaklayarak havaya kaldırdı.
              “Tatlı Merlot!” diye gülümsedi başının üzerinden kendine bakan yün yumağına. Merlot’ta kendisine yakışacak şekilde tatlı bir hırıltıyla karşılık verdi. Kediyi indirip yere bıraktı. Merlot hemen bacağına yaslanıp hırıldamaya, kuyruğunu sahibinin bacağına dolayarak sevgisini göstermeye başladı. Adam tekrar saatine baktı. Belki de gidip göz atmalıydı artık.
              “Daha erken.” dedi alçak sesle. Kedi başını kaldırıp baktı. Sahibinin rengi soluk gözleri köşedeki şişelere takılmıştı. Kendisiyle konuşulmadığını anlayan Merlot yere kıvrıldı. Kuyruğunu güvenle adamın ayağının yanına bırakmıştı. Odadaki tek ses kedinin çıkardığı çalışır durumdaki bir traktör motorunun sesini andıran hırıltılardı. Eğilip hayvana baktı. Farklı görünmüyordu. Uzun, kabarık tüyleri ve tombul gövdesiyle hala bir yağmur bulutuna benziyordu. Kedinin koyu gri yumak yumak tüylerini okşadı. Merlot sırtını kamburlaştırarak yardımcı oldu sahibine. Bu hareket karşısında uzanıp kediyi kucağına aldı. Ayağa kalktı.
              “Merlot zaten yaşlanmıyor.” diye düşündü odadan çıkarken. Kucağında kediyle dar koridordan geçip aşağıya inen merdivenlere ulaştı. Derin bir nefes alıp aşağı indi. Evin mahzeni taş duvarlıydı. Bu yüzden her zaman çok soğuk olurdu. Neyse ki Merlot’un koca gövdesi adamı ısıtıyordu. Bir süre karanlığın içinde bekledi, gözleri karanlığa alışınca ilerledi. “L” biçimindeydi mahzen. Uzun kısmı bitene dek ışığı açmadı. Sonunda sola doğru dönüp çalışma odasına varınca başının hizasındaki düğmeye bastı. Işıklar yandı. Geldiği taraf hala karanlıktı ama o tarafla ilgilenmiyordu zaten.
              Kucağında kımıldanıp duran kediyi yere bırakıp odada ilerledi. Duvarları taştan olduğu gibi zemini de taştan olduğu için çalışma odası bir buzluktan farksızdı. Dikdörtgen biçimli küçük oda bir su kuyusuna benziyordu. Sağda duvarın dibinde 3 raflı tahta bir dolap vardı. Kapakları açık olan dolabın içine şişeler dizilmişti. Tam karşısındaki duvara ise yeşil kadife bir perde asılmıştı. Odanın ortasında bir tür kazan vardı. Aslında minyatür bir değirmene de benzetilebilirdi. Hatta isteyen, bu nesnenin bir zırh olduğuna bile inanabilirdi. Hem zaten bir zırh görevi yapması gerekmiyor muydu? Bedeni zamandan koruması gerekliydi. Ya da o böyle olmasını diliyordu...
              Garip kazanının dibinde kullandığı meyvelerin posaları kalmıştı. Taş zemine ise çeşit çeşit baharat serpilmişti. Adam sağa dönüp dolaptaki şişelere tek tek baktı. Sonunda içlerinden birini alıp açtı. Birkaç yudum içti. Tekrar kapayıp yerine koydu. En kötü ihtimalle muhteşem bir içki elde etmiş olacaktı. En tatlı şaraptan bile daha iyi bir içkiydi bu; başını döndüren, ayaklarını yerden kesen bir aroması vardı. Ama bununla yetinmek istemiyordu. Bütün gece bu dar ve soğuk odada; binbir türlü çiçeğin özünü, en egzotik baharatları ve adı duyulmamış meyveleri, en mükemmel tarifi elde edebilmek için, farklı oranlarda defalarca karıştırmış, ezmiş, kaynatmıştı. Ve bu iş için günlerce süren araştırmalar sonunda o garip kazanı bulmuş, ona bir sürü para vermişti.
              Cebinden katlanmış bir kağıt parçası çıkardı. Doğru formül bu olmalıydı. Kağıttakileri tekrar okudu. İşe yaramalıydı tüm bu yaptıkları. Saatine baktı. Hala erkendi. Yine de bakmak istiyordu artık. Bacaklarının arasında dolanan Merlot’a aldırmadan odanın ucundaki duvara yürüdü. Perdeyi çekti. Koca evindeki tek ayna parıldadı. Dikkatle eğilip aynada yüzüne baktı. Gördükleri hoşuna gittiğinden soluk renkli gözleri de ayna gibi parıldadı. Uzun ve sert parmakları yanağında geziniyordu. Pürüzsüz yanağında, hayatı boyunca taşıdığı yaranın hayaletini aradı bu parmaklar... Yoktu. Alnındaki çizgiler hala belirgindi ama onlar umurunda değildi. İşe yaramıştı. Artık aynaya bakmaktan korkmasına gerek kalmamıştı. Neşeyle inceledi yüzünü. Merlot acıktığını belirten sireni çalana kadar da aynada kendine bakmayı sürdürdü. Sonunda perdeyi tekrar kapadı. Cebinden çıkardığı sihirli formülü, açıp birazını içtiği şişenin yanına sıkıştırıp dolabı kilitledi. Önünde sabırsızca miyavlayan Merlot hiç olmadığı kadar çevik görünmeye başladı gözüne. Kendini iyi hissetti. Kendini genç hissetti.

Yazan:  maxine


Yazıt göndermek için tıklayın.